Beni Öptüğün Gece (Smythe-Smith Quartet #2) Julia Quinn - Kitap Yorumu

Tarihi aşk romanı severler için özellikle Bridgerton serisi dahil olmak üzere Julia Quinn ile tanışmamışsanız çok şey kaçırıyorsunuz derim. Gerçi Epsilon sağolsun bu yazarın kitaplarının birçoğunun baskısını bulmakta sıkıntı çekebilirsiniz. Ama geç olsun güç olmasın yazarın Bridgerton serisi haricinde çıkarılan üç serisi daha var. Beni Öptüğün Gece bu serilerden Smythe-Smith Quartet 'in ikinci kitabı. İlkini almadan ve okumadan ikinciye başlamazdım normalde lakin Julia bu efendim, dayanamadım.


Yıllar önce sarhoşken yaptığı bir düello da en yakın arkadaşlarından birini ölümle burun buruna getiren Daniel Smythe-Smith, arkadaşının babasının öfkeli tehditleri yüzünden ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Eve dönebileceğine dair bir mektup alana kadar Avrupa'da sürekli hareket halinde olmuş, bir yandan onu kovalayanlardan kaçarken, bir yandan da sarhoşken yaptığı hata yüzünden vicdan azabıyla boğuşmaktadır. Seneler sonra evine dönüşü, Bridgerton serisinde de bahsi geçen o müthiş müzikal gecelerden birine denk gelir. Fakat piyanonun başındaki güzel kadın gelenek olduğu üzere kesinlikle onun ailesinden biri değildir.


Bu gizemli kişi Daniel'in kuzenlerinin mürebbiyesi Anne'dir. Oldukça gizemli geçmişi ve büyüleyici görüntüsü ile kaçan kovalanır misali başlayan ilişkileri kısa sürede şeklini değiştirecektir. En azından kalben. 

Bu yazarın kalemini özlemişim gerçekten. Kitap beni genel anlamda ters köşe yaptı. Konuyu okuduktan sonra daha dram ağırlıklı bir şey bekliyordum ama sayfaları çevirirken gülmeme engel olamadım. Oldukça eğlenceli ve sürükleyiciydi. Anne ve Daniel birbirlerine çok yakıştı özellikle yan karakterler Frances, Harriet ve Elizabeth'in geçtiği sahneler ayrı bir keyifliydi.  

Eksik bulduğum tek nokta, Daniel'in aile ilişkilerini neredeyse hiç okumamış olmam. Ki nasıl bir durumda olduğu düşünülürse ve kendisi ana karakterlerden biri olduğu için. Bunun dışında  hiçbir sıkıntım yok bir Julia sever olarak oldukça eğlendiğim ve keyif aldığım bir roman oldu. Kapağı da zaten çok güzel, orjinal resmi kullanmışlar umarım da böyle devam ederler.


Kitap Tanıtımı : 

“Aşk böyle bir şey miydi? Başkasının acısı kendi acından daha mı çok yakardı canını?”Anne Wynter belki de olduğunu söylediği kişi değildir…Ama yine de soylu bir ailedeki üç genç hanımın mürebbiyesidir ve işini çok iyi yapmaktadır. Mesleğinin cilvesi gereği bir gece kendini geleneksel Smythe-Smith müzikalinde piyano başında, daha sonra enstrümanlarla dolu bir odada saklanırken, ardından da Lord Winstead’in yüzündeki yaralara eğilip bakarken bulur. Lord Winstead, uzun süredir erkeklerden uzak durmayı başaran Anne’i yıllar sonra gerçekten etkileyen ilk erkektir. Duygular işin içine girdiğinde genç kadın için zor günler başlar ve bir mürebbiye olarak, soylu bir erkekle birlikte olamayacağını kendine hatırlatması giderek imkânsız hale gelir…Daniel Smythe-Smith ölümcül bir tehlikeyle yüz yüze olabilir…Ama yine de bu durum onu âşık olmaktan alıkoyamaz. Ailesinin geleneksel müzikalinde piyano başındaki gizemli kadını gördüğü ilk an, sanki zaman durur ve genç adam, ne olursa olsun, Anne’in peşine düşmeye yemin eder. Fakat Daniel’ın, onu öldürmeye ant içmiş bir düşmanı vardır. Ve düşman, Anne’in hayatını bir kez tehlikeye attığında Daniel’ı durduracak hiçbir şey yoktur…

Yorumlar