Pinokyo'nun Rüyası (Kayıp Şehir #2) | Selvi Atıcı | Kitap Yorumu

Pinokyo'nun Rüyası ikinci okuduğum Selvi Atıcı kitabı oldu. Beni hayal kırıklığına uğratmadı diyebilirim. Özellikle kitabın konuya girişi, karakterler, okurken bir an olsun sıkılmamamın bunda etkisi büyük.
Kitapta bahsedildiği şekilde Zibidi Gonzales doktor Ömer ve yüksek bir binadan tamda onun arabasının üzerine düşen bir kadının kitabıydı. Bir an ne oluyoruz diyebilirsiniz, bende öyle demiştim özellikle Gazel kim, neden ölümü seçti, kimlerden kaçıyor, ne saklıyor soruları beynimde dönüp dururken.
Zibidi Gonzales ise hiç de beklediğim gibi çıkmadı. Açıkçası bu kitapta sıkılacağımı düşünüyordum ama ben nereden bileyim doktorumuzun afet-i devran olduğunu. Evet Ömer karakteri tam anlamıyla çapkının önde gideni bir doktor. Kimliksiz kitabında hakkında tam bir fikir edinememiştim ama bu kitapta bolca gözüm gönlüm şenlendi. Gazel'i kollaması, başarılı bir doktor olması, mükemmel bir adam olması ve o çikolatan çekmece de demesi yok mu? Çikolata sevmeyen beni bile benden aldı.
Kurgu açısından çok girmek istemedim konuya. Sadece bazen durağan bazen dolu dolu sayfaların olduğunu bilin yeter derim. Tabi durağan olması o kısımların sıkıcı olduğu anlamına gelmiyor. Aralarında ki ilişkinin ve duyguların yavaş yavaş farkına varmaları, birbirlerinin hayatlarında yer etmeleri ve ayrılmaz bir bütün olmaya başlamaları...
Ah Gazel sen ne şanslı kadınsın keşke herkes senin gibi dört ayak üstüne düşse böyle birine.
Pinokyo'nun Rüyası Kayıp Şehir Serisi'nin ikinci kitabı, ayrı olarak da okunabilir ama benim gibi seri takıntınız varsa sıralamadan da gitmeyi tercih edin derim.

Kitap Tanıtımı

Gecenin karanlığı üzerine en derin koyuluğuyla çöktüğünde Gazel, bir binanın en üst katındaydı. Ve o binadan canlı çıkması imkânsızdı. Hayatta tek bir kez bile olsa, geleceğiyle ilgili bir kararı kendisi verebilmek istedi. Nasıl öleceğini seçebilmek istedi. Onu kovalayan adamlar çoktan o binaya girmiş ve merdivenleri çıkmaya başlamışlardı. Birazdan yakalanacaktı. Ve yine, birilerinin onun adına verdiği kararları uygulamak zorunda kalacaktı. Başkalarının elinde oyuncak olmaktansa, ölmeyi tercih etti. Ve kendini boşluğa bıraktı.

Aynı gece, Ömer'in üzerine de kopkoyu bir karanlıkla çökmüştü. Bütün gün hastalarıyla ilgilenmiş ve ameliyattan ameliyata koşturmuştu. Trafikten kurtulmak için girdiği ara yolda ilerlerken aklından geçen karmakarışık düşünceler, büyük bir gürültü ve sarsıntıyla bölündü. Pat!

Arabasının üzerine bir şey düşmüştü. İlk anda ne olduğunu anlayamadı ama birkaç saniye sonra ön camına doğru uzanan bir kadın eliyle karşı karşıya kaldı. O el Ömer'e, 'beni tut' diye yalvarıyor gibiydi. O eli tuttuğu anda, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ne Ömer için; ne de Gazel için…

Yorumlar