Emanet | Fatma Erdek | Kitap Yorumu&Alıntılar

Emanet, Melekler Zamanı'ndan sonra Fatma Erdek'in okuduğum ikinci kitabı oldu. Bu yüzden nedense aklımdan o kitaba benzer bir kurgu olacağı düşüncesi geçiyordu.
Ama Emanet, bir aşk hikayesinden ziyade, aralarına yıllar girmiş baba ile oğulun hikayesiydi.
Bir yandan törenin hüküm sürdüğü topraklarda Berhan ve Mevsim, diğer yandan da Berhan'ın oğlu Cihan ve seveceğini hiç düşünmediği ona çok yakın biri.
Bir yandan da sevdiği adamın ölmüş sevgilisine aşkının devam ettiğini bildiği halde, yine de onu seven, onun için her şeyi yapabilecek bir kadın, Cemile.
Beni bu kitapta en çok etkileyen şey, Berhan ve Mevsim'in yaşadıkları oldu. Kitap bir bölümde günümüzden ilerlerken, bir bölüm geçmişte yaşananlara yer veriliyordu. Her iki kısmı da heyecanla okudum.
Gözyaşlarımı tutamadığım bir roman oldu.
Yaşadıklarıyla çaresizliğini en çok hissettiğim Mevsim, keşkelerin onun için kaçınılmaz olduğunu bildiğim Berhan, hiçbir suçu yokken en büyük yüklerin altında kalan Cihan...
Romanın içinde aşk yok mu diyeceksini? Evet var hem de biri sımsıcak, biri ise acı dolu... Her ikisi de okuması keyifli.
Bitmesini istemediğim, bitene kadar boğazıma bir yumrunun oturduğu, çoğu aşk romanından çok daha farklı bir çizgide ilerleyerek farkını ortaya koyan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

"Hayat, yaptığımız hatalardan ve işlediğimiz günahlardan ibaret uzun bir yolculuktu." Herkese iyi akşamlar! Nasılsınız, neler okuyorsunuz? Ben dün, aslında yarısını okuyup devamını sonraya okurum dediğim bir kitabı gözümü kırpmadan bitirdim. Emanet, Melekler Zamanı'ndan sonra Fatma Erdek'in okuduğum ikinci kitabı oldu. Konu itibariyle benzeyeceklerini düşünmüştüm ama Emanet, bir aşk romanı değil baba ile oğulun arasında buz tutmuş bir geçmişin romanıydı. Beni çok etkiledi. Yorumu yarın gelecek kısmetse, o zamana kadar sizi bir alıntı ile baş başa bırakayım.
***
"Zor olduğunu biliyorum," dedi bir el koluna dokunarak. Sırtını arkasındaki duvara yaslamış, bir süre kalakalmıştı öylece. Kolundaki ele baktı dikkatsizce. "Hiçbir şey bilmiyorsunuz!" Dedi sertçe. Kolunu çekti. Steril giysileri sıyırıp attı üzerinden. Terasa çıkan merdivenlere yöneldiğinde, Cemile arkasından bakıyordu. Cihan'ın sandığının aksine, Berhan'ın hayatını satırı satırına biliyordu Cemile. Ve o genç adamın öfkesini anlıyordu. Cihan göz menzilinden çıkınca yavaşça döndü. Camın ardından sevdiği adama bakıyordu artık. Yorgun, bitkin ve darmadağındı Cemile. Gözleri kum tanecikleriyle dolmuş gibi sızlıyor, kalbi korkuyla titriyordu. Buna rağmen cama dokunurken, sevdiği adama dokunur gibi mutluydu. Çünkü herkes sona geldiğini düşünse de, Berhan o an gülümsüyordu. O da gülümsedi belli belirsiz. Cemile için aşk, almak değil, vermekti. Koşulsuz, amasız, keşkesiz, belkisiz sevmeyi bilmekti. "Orada Mevsim'i görüyorsun, değil mi?"

Kitap Tanıtımı

"Ne yazık ki aşkın hakkı, hukuku yoktu. Adaleti, şirazesi, terazisi yoktu. Kimi kibrit çöpü kadar kısa yanıp sönerken, kimi bir ömür sürüyordu. Birbirine benzemiyordu hiçbiri. Kimi büyük tutkular ve delice arzularla sarsıyordu insanı… Kızıl bir ateşin damgasını vuruyordu değdiği yere. Kimi kalbe huzur estiren, uyumlu, olgun bir melteme benziyordu. Yorgun ömrün son huzur durağı oluyordu."

Hayatını, çocukluk ve gençlik yıllarına damga vuran bir aşkın gölgesinde sürdüren siyasetçi Berhan Dağlıca ile oğlunun yolları acı bir olayla yeniden kesişir ve hiç beklemedikleri bir anda pişmanlıklarıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Bu gecikmiş hesaplaşma onlar için bir son durak mı, yoksa yeniden başlamak için bir şans mıdır?

Yorumlar