Kış Nefesi | Rita Hunter | Kitap Yorumu

Yabancı kitaplarının historicalleri için yaptığı kapak tasarımlarını ve cilt kalitelerini çok beğeniyorum. Rita Hunter gibi Türk yazarlarının bu tarz önemi görmesi güzel bir şey.
Serinin ilk kitabı Güz Fırtınası'nı oldukça severek okumuştum. Bu kitap ise oradaki erkek karakterin kız kardeşi Beatrice'e aitti.
Ağabeyinin en yakın arkadaşına sırılsıklam aşık olan kadın karakterimiz aldığı iki red cevabı sonrası tüm umudunu kesmiştir bu ilişkiye karşı. Bir de Carter'ın para kazanmak için yurt dışına gitmesi ile aralarına iyice mesafe girer.
Yıllar sonra geri döndüğünde Carter'ın karşısında bıraktığı gün ki gibi toy, onun peşinden dolanan bir kız yerine, sosyetenin gözdesi olan, peşinde bir çok talibinin olduğu bir halde bulması ise tamamiyle onu zorlayan bir şey olmuştur.
Sen git kızı reddet, çek git, yıllar sonra metresinle dön ülkene, sonra gel kızın taliplerine gezdiği erkeklere laf söyle. Carter beni odunlukları konusunda delirtse de, sonrasında aklının başına gelmesinin fazla uzun sürmemesi iyi oldu.
Beatrice bu adama ne yapsa mübahtır. Takındığı tavırların aksine hiç de züppe olmaması, yardımseverliği ile gönlümü fethetti.
Kış Nefesi sayfa sayısı itibariyle ilk kitabından daha kısaydı. Yazarın kaleminin akıcılığı sayesinde bir çırpıda okudum ve bitirdim. Özellikle kara hasret gönlüm o sahnelerde sanki oradaydı. Olaylar olduğu kadar, durağan sahnelerde vardı ama bunlar benim sevdiğim tarzdan olduğundan sıkılmadan okudum diyebilirim.
Jane'in kardeşi Chris'in de olduğu sahneleri iple çekiyordum. Büyümüş, büyüyünce daha fena olmuş. Okurken çok eğlendim o sayfaları. Kitabının olmasını çok isterim ona ait.

Kitap Tanıtımı


Aşk ve merhametle yumuşayıp; kibir ve gururla keskinleşen bir ruh, sıradan değildir.

Sivri dilli, güzel, gururlu ve kabul görmesi güç bir kadın...

Bir dükün gayrimeşru kardeşi ve aristokrat toplumun küçümsediği bir kadının kızı olan Beatrice Cunningham, her şeye rağmen hayata ve bu gösterişli hayatın sağladığı konfora sadakatle bağlıydı. Ancak onu kendi yapan hiçbir şeyden pişmanlık duymamasını sağlayan idealist yanını asla kaybetmemişti. Kalbini kıran belki de tek şey, sahip olamadığı fakat istemekten asla vazgeçmediği bir ayrıcalıktı. Onu iki kere reddetmiş bir adamın aşkı...

Kendisinden emin, güçlü, çekici ve elbette kabul görmekten uzak bir adam....

Carter Maximilian, iki yıl önce terk ettiği İngiltere’ye geri dönerken temiz bir sayfa açmış olduğunu söyleyebilirdi. Hatta geride bıraktığı vahşi topraklardan bu yana peşine takılan bela bile üzerinde durmaya değmez, küçük bir pürüzdü. Ta ki iki sene önce, son kez kalbini kırdığı kızla yeniden karşılaşana dek...




Yorumlar