Av Dönencesi (Kırmızı Başlıklı Kız #1) Büşra Toraman | Kitap Yorumu

Bu kitabın benim yıllar önce okuyup devamını getiremediğim hikaye olduğunu anladığım an ki sevincimi anlatamam size. O zamankinden daha ilgi çekici olmuş kesinlikle. Bir kere yazarın dili çok gelişmiş, zaten güzeldi ama kendine zamanla bir şeyleri kattığı belli. Ailesi Uludağ'da bir saldırıda katledilen Ada, teyzesinin yanına Kanada'ya gider. Ailesinin, nişanlısının ve arkadaşlarının ölümüne dair hafızasında olan boşluklar ve ölümlerindeki garipliklerden sonra nişanlısının kardeşi Ali ile bu olayı araştırmaya başlar. Katliamlar dünyanın her yerinde gerçekleşmektedir çünkü. Kitapta çok fazla olay yaşanırken aynı zamanda uzun sayılacak bir zaman dilimi ile bunlar sindire sindire anlatılmıştı. Kapaktan anlayacağınız üzere işin içinde fantastik şeyler var. Kurtlar. Onlar hakkında okuduğum bir kaç seri haricinde çok fazla beklentim olmasa da bu seride gönlümde yer ettiler tabi ki. Ada'nın olaylar karşısındaki tepkisi, bazen tepkisizliğini ve bir şeyleri çabuk kavrayıp olaylara ayak uydurmasını sevdim. Diğer karakterler de okuması çok eğlenceli ve keyifli tiplerdi. Aralarında geçen diyaloglardan bazıları efsaneydi. Ama bir Dawson vardı ki şimdi anlatmaya kelimeler yetmez. Ada ve onun arasındaki ilişki tam dozundaydı. Ne cıvık cıvıktı ne de birden olan bir şeydi. Kitabın sonuna doğru gelişen olayları nefesim kesilerek okudum. İyi ki ikincisi elimde var, o sondan sonra nasıl bekleyebilirdim bilmiyorum. Olaylar oldukça ilginç yerlere doğru yöneldi, Dawson, Ada ve diğer karakterler hakkında tahmin etmeyeceğim ilginç şeyler öğrendim. Kitabın iç ve kapak tasarımına diyecek bir şeyim yok. Türk ve özellikle fantastik yazarlara böyle kapaklar yakışır.

Kitap Tanıtımı
Kavurucu rüzgârlar estiren bir kış masalı...

Ailesi ve nişanlısıyla gittiği kampta kurtların saldırısına uğrayan Ada'nın hayatı yanlış bir patikaya sapmıştı. Tüm sevdikleri öldürülürken kendisinin kurtulmasını bir şans olarak görenlerin aksine Ada asıl cezanın hayatta kalmak olduğunu düşünüyordu.

Kanada'ya yaptığı yolculukta geçmişini arkada bırakmak isterken aslında ona doğru sürüklendiğinden habersizdi. Kurtların hayatına girmiş, onları tanımış ve farkına varmaksızın bir parçaları haline dönüşmeye başlamıştı. Sadece kurtları değil, kendisini de keşfederken bir daha asla yaşayamayacağını düşündüğü tutkuları da peşinden sürüklenmişti.

Kamp saldırısından kurt adamların sorumlu olduğunu öğrendiğindeyse en az aşk kadar büyük bir intikam duygusuna kapılmıştı.

Kalbini ve ruhunu onlardan birine vermekse aklına gelebilecek son ihtimaldi.

ONU SEVDİ,
ONU KORUDU,
ONU ÖLDÜRDÜ.

Yorumlar