Cellat'ın Kalbi (Kırmızı Başlıklı Kız #2) Büşra Toraman | Kitap Yorumu

"Artık beni seviyor musun?" Dedi Ada fısıltıdan biraz daha yüksek bir sesle. "Bunun olması gerektiği için değil, aynı zamanda hissediyor musun?" Dawson başını eğip alnını Ada'nın alnına yasladı. "Seni seviyorum. Üstelik sadece hissettiğimden değil, böyle olması gerektiğini bildiğim için." Dawson hala şaşkın olan Ada'nın dudaklarına dokundu. "Mühür büyük ölçüde etkisizleşip seni sevmeye başladığımda daha büyük bir acı çektim. Kalbim yavaşlıyor, ama duygularım kontrolsüzce artıyordu. Amona bunun mühürle bir ilgisi olmadığını söyledi. Sadece özlemmiş."

O son... Yazar bize o sonu vererek okuyucuyu öldürmek, meraktan çatlamasını zevkle izlemek mi istemektedir? İlk kitabı çok beğenmiştim ama Cellat'ın Kalbi solda sıfır bırakmış onu. Diğer kitapta yine bir çok olay yaşanıyordu, o kadar fazlalığa rağmen yazar aralarındaki ahengi tutturmayı başarmıştı ustalıkta. Bu kitapta ise o performansın kat ve kat fazlasını göstermiş. O kadar doluydu ki, bir ucundan tutsam diğer ucu spoilera kaçtığından konuya pek fazla değinmek istemiyorum. Bir şey bitti derken başka bir şey meydana geldi, bazılarında şaşırdığım, bazılarını da tahmin ettiğim şeyler açığa kavuşurken yeni gizemler ve olasılıklar ortaya çıktı. Üçüncü kitap bomba gibi olacak. Karakterlerin amaçladıkları şeylerin aslında meydana gelecek olmasını bilmeme rağmen yine de farklı bir duygu ile okudum. Özellikle Peretha bu kitabın bahtsız bedevisi olabilir. Yaptıklarıyla bazı karakterleri sinirlendirse de yine de onda haklılık payı görüyorum. Çoğu karakter bildiğiniz gibiydi, aksiyonları, dramları, sakladıkları sırları hiç eksilmedi ama bir kaç karakter hakkında öyle tahmin etmeyeceğim gelişmeler yaşandı ki! Özellikle Creon ve Stone'un başlarına ne işler açılacak merakla bekliyorum.Anlatırken bile içimde ukde kalıyor okumak istiyorum.
Ada ve Dawson'un aşkı da yine ilmek ilmek işlenmişti kitabın kalanıyla beraber. Genelde bilirsiniz bu kadar fazla olay barındıran kitaplar yazarın elinde patlar, özellikle sonlara doğru çorba olmalarına sık rastlanıyor. Ama kitapta her bir detay birbirini tamamladı, karakterler tutarsız değildi, ortaya çıkan bir şey de bu ne alaka şimdi dedirtmedi. Bazı adı lazım değil A ile isimleri başlayan karakterler var ki onları bir kaşık suda boğmak isteyeceksiniz. Özellikle son kısımlarda oh be demişken yine olanlar olmuş, beni meraktan çatlatan en önemli sebep meydana geldi. Ekstra olarak verilen bazı sahneleri okumaktan çok zevk aldım, kim ve ne ile alakalı olduğunu söylemeyeceğim sürpriz bozulmasın. Aslında söylemek istediğim çok şey var ama buraya ne kadar şey yazsam az kalacak. Yazar ülkemizdeki en iyi fantastik kalemlerden biri bence, türe ilginiz varsa bu serisini kesinlikle denemelisiniz.

Kitap Tanıtımı

Tüm sevdiklerini kaybettiği bir kurt saldırısının ardından evini terk eden Ada, bambaşka bir gerçekliğe yöneldiğinden habersizdi. Sadece kurt adamların varlığını öğrenmekle kalmamış, kendisinin de onlardan biri olduğunu keşfetmişti.
İntikam almak için girdiği bu yolda ise tahmin edeceği son şey âşık olmaktı. Üstelik onlardan birine... Fakat olmuştu ve sonunda sadece kendisini değil, onu da kurtarmak için savaşmaya karar vermişti.
Ada, Dawson’ı zincirlenmiş ve yaralı bir halde bırakıp Aleut’a geri döndüğünde aklındaki tek şey onu geri getirmekti. Arkadaşlarıyla birlikte Aleut’un daha adil yönetilmesi için çabalarken en büyük avantajları Ada’nın Kaiser’a yakınlığıydı. Ada bir yandan Kaiser’a karşı casusluk yaparken, diğer yandan kurt yanını benimseyememenin zorluğu içerisindeydi. Zaman Ada için daralıyor, Av Dönencesi tekrar yaklaşıyordu.
*
“Onu ilk kez gördüğümde kasvetli bir ağacın altındaydı. Ağaçtan sarkan ipler bunun bir idam ağacı olduğunu söylüyordu. Ve bu, bizim hikâyemizin nasıl devam edeceğine dair gerçek bir ipucuydu.”

Yorumlar