Leyla Fırtınası | Aslı Karabulut | Kitap Yorumu

"Seni herkesten soyutlayacak kadar eşsiz bir kelime var mı, bilmiyorum." Bakışları Leyla'nın dudaklarına kaydı. "Bildiğim tek şey, dünyadaki en şanslı erkek olduğum." Onun da hafifçe gülümsediğini ve gözlerinin parladığını görünce devam etti. "Ve sen de evrendeki en değerli mücevhersin."

Genelde en sevdiğim ya da merak ettiğim karakterlerin kitapları serilerin en sonlarında yer aldığından ömrüm onları beklemekten hasretle geçiyor. Bu yüzden ikinci kitabın Menderes'i anlattığına çok sevinmiştim. Uras'ı çok daha az merak ediyordum ama tabi bu kitaptan sonra beklentilerim onun için de had safhada. Hazır beklentilerden bahsetmişken, gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki beklediğime değmiş. Çok beğendim, bitsin istemedim, Menderes'i daha da çok sevdim. Leyla, babasının ölümünden sonra başının belaya girmesiyle Menderes'e sığınmak zorunda kalıyor. Tabi ilk başlarda beyefendi bu konuda bayağı isteksiz ama sonuçta o Menderes Vardar, işe elbette parmağını atacak. Gerçekle hayali birbirine karıştırmamak lazım ama insan okuyunca Menderes'in Leyla'ya söylediği sözleri, çok özeniyor be arkadaş. Yazar o kadar güzel cümleler kurmuştu ki, her bölümde ayrı iç geçirdim. Leyla, namı diğer "Gecemin karası," çok sevdiğim bir karakter oldu. Davranışları tutarlıydı, saçma sapan uzatmalara girmeyerek bana sinir krizleri geçirtmedi. Aşkına, özellikle Menderes'in bazen beni çok sinirlendiren o odun tavırlarına rağmen yine de dört elle sarıldı. Ben aha buradan bir ayrılık çıkar dediğim yerlerde onun kararlılığıyla karşılaştım.
Menderes'in ilk kitapta gizemli bir takım davranışları vardı hatırlarsanız. İşte o sırrına şaşırdım ama üçüncü kitapta o sırrın beni daha da şaşırtacağına eminim. Kendilerini ilk kitapta nasıl beğendiysem, bu kitapta duygularım arşa çıktı. Seriyi de geçtim artık bu türü sevipte onunla tanışmayan çok şey kaçırıyor. Hem romantik, hem odun, bazen öyle şeyler söylüyor ki Leyla gibi bende öyle kalakalıyorum. Menderes'in Uras ve Poyraz ikilisiyle işlerini yürüttükleri Elmas tasarım şirketleri var hatırlarsanız. Görselde buram buram o zenginliği hatırlattı bana, asaletini çok sevdim. Yazarın tarzı ise işin içine bir de Menderes girince daha da okunası olmuş.

"Durduğun yerdeyim. Aldığın havada, baktığın resimde, nefesinde...Senin karanlığının tam ortasındayım. Korkmuyorum. Çünkü oradaki ışığın yolumuzu her daim aydınlattığını biliyorum."

Kitap Tanıtımı

KARANLIK BİR GECE... ATEŞLİ BİR FIRTINA... PARILTILI TAŞLARIN VE SIRLARIN MERKEZİNDE YAŞANAN TUTKULU BİR AŞK... İş dünyasında otoriter kişiliğiyle tanınan Menderes Vardar, emrivakilerden haz etmez ve şüpheci yanını göstermekten çekinmezdi. Gecesini huzursuzluğa sürükleyen kadına yaklaşımı, sessiz bir meydan okumadan ibaretti. Bakışları buluşup da onu koruma içgüdüsüyle dolup taştığı anda, hayatındaki en büyük sırla sınanacağına ihtimal dahi vermezdi. Özenle yarattığı kozasından çıkıp ülkesine dönmek zorunda kalan Leyla Artunç, kendinden başka kimseye güvenmezdi. Hiç tanımadığı bir adamın evine adım attığında, etrafını saran karanlığın, ruhuna sızmasına engel olmak için direndi. Sürüklendiği mahkûmiyet, şimdiye kadar inandıklarını sarsacak belki de tek sebepti. İkisinin de zayıf noktalarını hedef alan tehlikeli biri, tehditlerini acımasızca savururken kırıp dökmekte ve sınırları zorlamakta tereddüt etmeyecekti. LEYLA, ONU BAKIŞLARIYLA BİLE ALEVLERİN İÇİNE HAPSEDEN ADAMA KARŞI KOYABİLECEK MİYDİ? MENDERES, GÖZLERİ GECEYİ ANDIRAN KADININ KORKULARINI VE GÜVENSİZLİĞİNİ, TENİNDEN USULCA SÖKÜP ALMAYI BAŞARABİLECEK MİYDİ? PEKİ YA AŞK, KALPLERİNDEKİ ATEŞE BOYUN EĞMELERİNİ SAĞLAYABİLECEK MİYDİ? 

Yorumlar